Anthony and I. Me on the right. New Years Eve 2011.
In honor of the legalization of same-sex marriage in Washington, Seattle Weekly featured 9 same-sex couples kissing on their cover
Find somebody to love. No, not that guy. No, not that fool either. Look, it can’t be just anybody. This person needs to be...
My relationship with God.
Bir kaç gün evvel güzel bir arkadaş buluşması gerçekleştirdik. Sevdiğim ve tapas tarzı takılan bir yer. Oldukça lezzetli yemekler, Şişhane2ye yolu düşen Qué tal?’e uğrasın…
Bir dizi gelen soğuk ve sıcak tapaslar minik birer menüydü kendi halinde. Bir sürahi söylediğimiz sangria da minik bardaklarda içildi kendince. Şunu fark ettim ki minik şeyler bana güven ve huzur veriyor. Mikro çevrede yaşamak, mikro yemekler yemek, mikro içkiler içmek ve bunları mikro bir grupla yapmak..
Bir süredir bir kaç blog geziyorum. Kendimi yine mikro bir çevrede inanılmaz derecede mutlu ve huzurlu hissettim. Benden olan insanların hayatlarına bir noktadan ortak oldum, mutluluklarını paylaştım. Hepimizin bir olup tek bir konu üzerine isyan etmemize sevindim bir kaç eylemde daha bulundum.
Minik lezzetler tattım hayatta ve böyle mutluyum. Belki dışarıda okyanusta yüzebilirim ancak içimde minik bir gölde kalmayı tercih ediyorum.
Bu başlık çok hoşuma gitti nitekim FilmEkimi’nde Lars von Trier’in en son filmi olan Melancholia gösterilecek. Bir von Trier hayranı olarak ağzım açık, soluksuz izleyeceğimden hiç şüphem yok, kaldı ki konu da zaten Venüs’ün yaptığı bir açıyla iki kız kardeş arasındaki gerilim ve kaos işleniyor. Heyecan zirvede.
Aslında konum bu değildi. Başlığa kanıp da bu kadar ciddi bir yazı yazacağımı düşünenleriniz olduysa şayet bir nebze ağızlarına bal çalmaktan ibaretti niyetim. Bu kadar yani, bir daha ki sefere böyle bir yazı yazarım özellikle filmi izledikten sonra.
Dün gece benim için artık nadiren yaptığım şeyler listesine giren blog takip etmek ve bloga yazı yazmak kavramlarını yine nadiren eyleme dökmüştüm. Baktım baya baya okuyorum, dedim ki neden bu okuduklarımdan kendi psikanaliz sistemime parçalar edinmiyorum.
Olayı en kısa yerinden, en löp en yağsız etinden anlatmak istiyorum. Bariz bir şekilde yaşamaktan korktuğumu fark ettim. Yaşamak yerine yaşamı uzak tutmaya çalıştığımı ve hatta kaçtığımı, saklandığımı ve kaçmamam saklanmamam için hayatın bana getirdiği tüm sıkıntıları ve dertleri de büyük bir itinayla elimin tersiyle itip isyan ettiğimi fark ettim. Bunu tabii ki bir süredir çalışmasını yaptığım kök çakra ve prana mudra faaliyetlerimden sonra daha bir fark ettim.
Onu bunu geçiyorum da bir paragraflık yazı için iki saat lak lak yaptığıma inanamıyorum. En başından en löp yerini söyleseydim daha az yorulurdum sanki. Bu farkındalığa ulaştığıma göre şimdi ben napmalıyım?