penguenpatisi

Bu enkernasyonunda penguen olmayı seçmiş bir ruhum. Daha önce çok güzel bir gül, çok kötü bir insandım. Çiçek olmayı başardım ancak insan olmayı başaramadım. Tekrar insan olmaya olan korkumdandır bu seçimim. Adıma yazılan pek fazla hikaye yok, belki birkaç geniş bütçeli Hollywood filmi bulabilirsiniz. Nereye bakarsanız bakın insan gözleriyle beni göreceksiniz. Ben de sizleri kendi gözlerimle göreceğim. Ancak birbirimize her bakışımızda tek bir kişiyi göreceğiz, tek bir kalp hissedeceğiz.


Bazen penguen olmak beni çok yoruyor. Belki içinizden birkaç insan çıkar da küresel ısınmayı durdurur. Bunun nasıl yapıldığını bilmiyorum, ölünce her şeyi unuttum ve bir penguen olarak da sizi kirinizi temizlemeyi becerebileceğimi sanmıyorum zaten iyi bir insan olamadığımı da belirtmiştim. Dolayısıyla hayatım hep tehlike altında. Ah! Bir de şu penguenlerle ilgili çok ünlü olay var! Doğada eşcinsel olan türlerden bir tanesi! Arkadaşlarım beni seviyor, biz penguenler arasında böyle şeylerin lafı olmaz. Bize bir birimize karşı saygılı olmayı evde öğretiyorlar. Saygı okulda kazanılan bir duygu değil tabi…

Güney yarım kürede çok iyi bir eğitim sistemimiz ve gelir dağılımımız var. Okullarda yalnızca yaşarken ihtiyaç duyacağımız prensipler öğretilir. Hepimiz eşit şartlarda avlanmayı öğreniriz ve hepimiz eşit miktarda balık avlarız. Eğer avlayamazsak kesinlikle paylaşırız. Biz hepimizin bir olduğunu biliriz! Erdem ise akıllı anne ve babalarımızın ürünüdür ve bizimle çok iyi bir şekilde paylaşırlar.

Bir penguenin insanlar içindeki macerasını merak ediyorsan eğer burayı takip etmelisin. Konuşamıyorum da ancak yazabiliyorum. O yüzden tek iletişimimiz burası birbirimizin dilinden anlayana kadar en azından. Bir de hep oynamayı sevdiğim saklambaç oynayacağız. Nerede olduğuma dair ipuçları vereceğim belki gelip beni bulursun ve iyi birer arkadaş oluruz diye…

Unutma sevgide her şey birdir, tektir. Penguen ve insan birdir!
Posts I Like
Who I Follow

Bir kaç gün evvel güzel bir arkadaş buluşması gerçekleştirdik. Sevdiğim ve tapas tarzı takılan bir yer. Oldukça lezzetli yemekler, Şişhane2ye yolu düşen Qué tal?’e uğrasın…

Bir dizi gelen soğuk ve sıcak tapaslar minik birer menüydü kendi halinde. Bir sürahi söylediğimiz sangria da minik bardaklarda içildi kendince. Şunu fark ettim ki minik şeyler bana güven ve huzur veriyor. Mikro çevrede yaşamak, mikro yemekler yemek, mikro içkiler içmek ve bunları mikro bir grupla yapmak..

Bir süredir bir kaç blog geziyorum. Kendimi yine mikro bir çevrede inanılmaz derecede mutlu ve huzurlu hissettim. Benden olan insanların hayatlarına bir noktadan ortak oldum, mutluluklarını paylaştım. Hepimizin bir olup tek bir konu üzerine isyan etmemize sevindim bir kaç eylemde daha bulundum.

Minik lezzetler tattım hayatta ve böyle mutluyum. Belki dışarıda okyanusta yüzebilirim ancak içimde minik bir gölde kalmayı tercih ediyorum.

Bu başlık çok hoşuma gitti nitekim FilmEkimi’nde Lars von Trier’in en son filmi olan Melancholia gösterilecek. Bir von Trier hayranı olarak ağzım açık, soluksuz izleyeceğimden hiç şüphem yok, kaldı ki konu da zaten Venüs’ün yaptığı bir açıyla iki kız kardeş arasındaki gerilim ve kaos işleniyor. Heyecan zirvede.

Aslında konum bu değildi. Başlığa kanıp da bu kadar ciddi bir yazı yazacağımı düşünenleriniz olduysa şayet bir nebze ağızlarına bal çalmaktan ibaretti niyetim. Bu kadar yani, bir daha ki sefere böyle bir yazı yazarım özellikle filmi izledikten sonra.

Dün gece benim için artık nadiren yaptığım şeyler listesine giren blog takip etmek ve bloga yazı yazmak kavramlarını yine nadiren eyleme dökmüştüm. Baktım baya baya okuyorum, dedim ki neden bu okuduklarımdan kendi psikanaliz sistemime parçalar edinmiyorum.

Olayı en kısa yerinden, en löp en yağsız etinden anlatmak istiyorum. Bariz bir şekilde yaşamaktan korktuğumu fark ettim. Yaşamak yerine yaşamı uzak tutmaya çalıştığımı ve hatta kaçtığımı, saklandığımı ve kaçmamam saklanmamam için hayatın bana getirdiği tüm sıkıntıları ve dertleri de büyük bir itinayla elimin tersiyle itip isyan ettiğimi fark ettim. Bunu tabii ki bir süredir çalışmasını yaptığım kök çakra ve prana mudra faaliyetlerimden sonra daha bir fark ettim.

Onu bunu geçiyorum da bir paragraflık yazı için iki saat lak lak yaptığıma inanamıyorum. En başından en löp yerini söyleseydim daha az yorulurdum sanki. Bu farkındalığa ulaştığıma göre şimdi ben napmalıyım?